YAKUTİYE’NİN GİZEMİNİ DUYURDUK!

GEÇTİĞİMİZ HAFTALARDA erzurumdanhaberler OLARAK YAKUTİYE MEDRESESİ İLE İLGİLİ BİR ÖZELLİĞİ GÜNDEME TAŞIMIŞ, “YAKUTİYE’Yİ DİĞER CAMİ VE MEDRESELERDEN AYIRAN FARKLILIK NEDİR?” DİYE SORMUŞ, ANCAK KİMSEDEN CEVAP ALAMAMIŞTIK. KAMUOYUNA YÖNELTTİĞİMİZ SORUNUN CEVABINI BUGÜN (12 MART) ORHAN BOZKURT YÖNETİMİNDE YAYIN HAYATINA BAŞLAYAN ERZURUM POST GAZETESİ’NDE “YAKUTİYE’NİN GİZEMİ” BAŞLIĞIYLA VERDİK. CEVAP NİTELİĞİNDEKİ O HABERİ, SAYFAMIZDAN DA SİZ TAKİPÇİLERİMİZLE PAYLAŞALIM İSTEDİK.
ERZURUM‘un merkezinde, Cumhuriyet Caddesi üzerinde 711 yıldan bu yana tüm ihtişamıyla dimdik ayakta duran Yakutiye Medresesi’ni herkes bilir.
Çoğu insanın fotoğrafını çektiği, içini dolaştığı, taş işlemeleri ve motiflerine hayranlık dolu gözlerle baktığı medreseyi, diğer cami, mabet ve yapılardan ayıran çok önemli bir özelliği, şaşırtan bir ayrıntısı ve belki gizemi bulunuyor.
SORDUK, CEVAP ALAMADIK
Aralarında tarihçilerin, gazetecilerin, sanat tarihçilerinin, üniversite hocalarının da bulunduğu farklı kesimlerden çok sayıda insana sorduğumuz, ancak isabetli cevabını alamadığımız, öğrenildiğinde de büyük şaşkınlığa neden olan ve basit gibi gözüken o önemli ayrıntıyı sizlerle paylaşalım istedik:
Erzurum’daki tüm tarihi cami ve yapıların kapısı Kuzey’e bakarken, sadece Yakutiye’nin kapısı Batı’ya açılır! Erzurum’da giriş kapısı Batı’ya açılan “tek eser” olma özelliğini taşıyan, taşın sanata dönüştüğü muhteşem yapının, bu özelliğinden dolayı üniversite düzeyinde eğitim vermek amacıyla yapıldığı gerçeği ortaya çıkar.
7 BİN YILLIK BİR ŞEHİR
Çoğu insan tarafından “tarih ve medeniyet şehri” olarak bilinen ve kuruluşu, Ova’da biraz da “tesadüfler” sonucu, doğalgaz boru hattı için açılan kanal kazılarında ortaya çıkartılan bulgulara bakıldığında, milattan önce (MÖ) 5 binli yıllara dayandığı anlaşılan, 7 bin yıllık geçmişe sahip, her köşesi tarihi kalıntı, kale, mezar, kümbet, cami ile dolu, eşine rastlanması pek de mümkün olmayan çok sayıda eser, Erzurum’a, ayrı bir değer katar. Şehirde oldukça fazla bulunan cami, hamam, çeşme gibi tarihi emanetlere nazaran Yakutiye ve Çifte Minareli Medrese; konumları, büyüklükleri ve farklı mimari özellikleri ile ayrı bir yer tutar.
İKİSİ DE İLHANLI ESERİ
Yapım yılı ve kimler tarafından yaptırıldığı kitabesi olmadığı için bilinmeyen, Selçuklu mu yoksa İlhanlı eseri mi olduğu zaman zaman tartışma konusu olan Çifte Minareli Medrese’nin, İlhanlı eseri olduğu çoğu sanat tarihçi tarafından hüsnü kabul görürken, Yakutiye Medresesi’nin muhteşem taç kapısının üzerindeki tek satırlık Arapça kitâbede; İlhanlı Hükümdarı Olcaytu Hudâbende döneminde, Bolughan Hatun adına 1310 yılında Cemâleddin Hoca Yâkut Gāzânî tarafından yaptırıldığı yazar.
Üç eyvanlı, avlusunun üzeri kapalı tutulan Yakutiye Medresesi’nin içinde yer alan ve her biri birer makam odası gibi algılanan 12 odanın kapılarının da çok alçak, içinde oturan hocaların huzuruna ancak eğilerek girilebilecek büyüklükte yapılmış olması, medresenin bir eğitim kurumu, bir üniversite amaçlı yapıldığını ve uzun yıllar bu doğrultuda hizmet verdiği düşüncesini akla getirir. erzhaber