TARAF OLMAK MI ADİL OLMAK MI?

ADİL olmak erdemli davranış ve zor bir iştir. Taraf olmak veya bir tarafı seçmek nefsimizin zorda kaldığı zaman tercih edeceği en kolay seçeneklerdendir.
İster yöneten, ister yönetilen, ister amir, ister memur, ister işveren, ister işçi, ister öğretmen, ister öğrenci; hangi konumda bulunursanız bulunun, meydana gelen bir olay veya işte karşı karşıya kaldığınız durumda “adil” veya “taraf” olmak fiillerinden illa ki birisini seçersiniz.
Bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya istemeyerek herkes, bir şeylerden yana taraf olur. Yaşadığımız süre içerisinde herhangi bir konuda taraf olmadığımız bir şey yoktur.
Sizi ilgilendiren veya ilgilendirmeyen bir konuda görüşünüz sorulduğunda sizi ilgilendiriyorsa adil olarak taraf olmanız kişiliğinizle doğru orantılıdır. Sizi ilgilendirmeyen konuda ahkâm kesip taraf olmanız ise ahmaklığın göstergesidir.
Hele birde kendi tarafımızı ortaya koymadan tarafların canına okumak huyu vardır ki bu alanda çok büyük çamlar devirmekteyiz.
Kendi tarafımızda olamayanı, bizim gibi düşünmeyeni, bizim düşüncemizi, görüşümüzü, desteklemeyen herkese kara çalmak, kötülemek, eksiklerini aranmak hakça mıdır? Adil midir?
Hürriyetlerden, demokrasiden, cumhuriyetten, İslam’dan, dinden tarafız. Dinsizlikten, sevgiden, ırkçılıktan, insanlıktan, vatanseverlikten, globalleşmeden, statükodan vs hep bir şeylerden tarafız. Ama taraf olduğumuz savunduğumuz şeyde ne kadar adiliz? Haklının hakkının teslim etme erdemine sahip miyiz? Asıl üzerinde durulması gereken konu bu.
Şu unutulmamalı. Nefsi terbiyeden geçmemiş insan aslında hiçbir şeyden taraf değildir. Egosunda, hırsından, ihtirasından, alt edemediği kötü alışkanlıklarından her şeyden önce kendi bencilliğinden taraftır. Kendinden taraftır. Nefsindeki kötülüklerin verdiği hırsla başkalarına saldırarak kendi nefsinde olan özelliklerin müdafaasını yapmaktadır.
Hiç kimse kötüden ve kötülükten yana olmak istemez. Savunduğu tarafın, düşünce, eylem ve kişilerin kötü olduğunu kabul etmek istemez. Bu tip insanlar baskı, şiddet, psikolojik tepkilerle kendilerini haklı çıkarma için agrasift eylemler ve söylemler içerisine de girebilirler.
Adil olmadıkça herkesin kendi tarafları ya iyidir ya da kendilerince iyi bildikleridir. Bu kişilerce adalet duygusundan yoksun olanlar işi için iyi-kötü ayırımı önemli değildir.
Bu tarz düşünen insanlarla sağlıklı bir toplum inşa etmek hayaldir. Bulunduğu makamı, kariyeri, kurumu, elde ettiği gücü, yazılı-görsel basını kendi haklılığını ispat ve savunmak için kullanalar hangi sıfatı taşırlarsa taşısınlar hasta ve marazi tiplerdir. Toplumun bu tip kişilerle belli bir seviye ve ivme kazanmasını beklemek boş bir hayaldir.
Toplum’da yaşadığımız olayları izlerken, çevremizde gelişen olayları değerlendirirken, “taraf” olmak yerine “adil” olmak ahlakını geliştirmemiz gerekiyor.
Taraf olanlar, karşılarında başka taraflar bulurlar. Böylece toplumda bir çatışma döngüsüdür sürer, gider. Bu da toplumsal barışı tehlikeye düşürür anarşi ve kaosu tetikler.
Bizden değil, benim gibi düşünmüyor diye; sövmek, iftira atmak, karalamak, kötü ilan etmek hastalığına çözüm nefsi terbiyeden geçer. Nefsin terbiye’nin yolu ise insanın kendisini ve alemleri Yaratan’ın emirleri doğrultusunda hareketten geçer.Çünkü,
Rabbimiz biz insanlara, “Ey inananlar! Allah için adaleti ayakta tutup gözeten şahitler olun Bir topluluğa olan öfkeniz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin, adil olun; bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır Allah’tan sakının, doğrusu Allah, işlediklerinizden haberdardır ” (el-Mâide, 5/8) buyurmaktadır..
Başka söze gerek var mı?