SEKMEN BAŞKAN UNUTTU GALİBA

FARKINDAYIM ‘Kent Müzesi’ konusunu üçüncü kez yazıyorum.
İlkini bir önceki Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Küçükler zamanında,
İkincisini 11.Ekim.2016 tarihinde yazmıştım.
Son yazımda Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen’e seslenerek, demiştim ki;
“Geçmişi 6 bin yıl öncesine dayanan Erzurum, değişik uygarlıklara ev sahipliği yapmıştır. Erzurum, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı bir şehirdir. Kış turizminin cazibe merkezlerinden biri olan Erzurum, saymakla bitmeyen tarihi ve turistik zenginliğe sahiptir. İki üniversitenin bulunduğu, binlerce öğrencinin eğitim öğretim gördüğü bu şehrin önemli ihtiyaçlarından biri de kent müzesidir.”
Bu yazının akabinde yanılmıyorsam Büyükşehir Belediyesi Basın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanlığından bir yetkili aramış ve bu önerinin Başkan Sekmen tarafından dikkate alınacağını müjdelemişti.
Ancak, aradan yaklaşık 1,5 yıl geçmesine rağmen kent müzesi ile ilgili bir gelişme olmadı, olduysa da ben duymadım.
Haliyle ‘unutuldu’ diye düşünmeye başladım ve sevgili başkana bir hatırlatma yapmak istedim.
KENT MÜZESİ NEDİR
Kent müzeleri, kuruldukları kentin bellekleridir.
Kent müzeleri, elimizden kayıp giden her türlü bilgi ve belgenin derlenip toplandığı, bir kentin yaşam serüvenini, tarihsel ve kültürel birikimini ziyaretçileriyle paylaşan, yeni kuşaklara aktaran kurumlardır.
Kent müzeleri, kentli bilincini oluşturan ve kentte yaşayanlar arasında aidiyet duygusu yaratan ortamlardır.
Kent müzeleri, bir kentin bir bütün olarak tanıtımına katkı sağlayan, yeni yaşam alanları oluşturulan önemli mekânlardır.
SAYIN BAŞKAN
Bildiğim kadarıyla Kayseri, Gaziantep, Antalya, Bursa, İzmir, Mardin, Adana, İzmit, Malatya ve Samsun’da kent müzesi kuruldu.
Geç kaldık ama sıra Erzurum’a geldi
Kentsel dönüşüm projesi kapsamında Erzurum Kalesi ile Üç Kümbetler’in çevresi açıldı.
Böylece müzenin yeri de hazırlanmış oldu.
Geriye kala kala karar vermek kaldı.
Selefiniz yapmadan gitti.
Dilerim kent müzesi konusunda bir hayal kırıklığı da siz yaşatmazsınız.
CENAZE BAŞINDA OKUNAN ŞİİR
Şair, yazar ve kitap eleştirmeni Cazim Gürbüz ‘Aşk’a Zum’ isimli yeni bir kitap yayınladı. Çok sayıda gerçek, ilginç, çarpıcı aşk öykülerinin yer aldığı bu kitapta, aşk bağlamında şimdiye kadar duyulmayan ve bilinmeyen birçok bilgi yer almakta ve yüzlerce aşk özdeyişi bulunmakta. Bir solukta okunacak bu kitapta, ölen bir kadının ardından yazılmış bir şiir ilgimi çekti. Okurken çok duygulandığım bu şiiri ve öyküsünü sizlerle paylaşmak istedim.
MUSALLA TAŞINDA SEVGİLİYE ŞİİR
Bayburtlu Celâli’yi duymuşluğunuz var mı?
Bayburtlu değilseniz, yoktur ya da devede kulaktır bildiğiniz. Celâli, Bayburt’un Tahsini köyündendir. Çobanlık etmiştir o köyde. Yokluk içinde hayat sürmüş, kendi deyimiyle “Üç kot arpa, beş kot çavdar ekmiş” onunla geçinmeye çalışmıştır.
Celâli’nin ününü artıransa ölen karısına yazdığı şiirdir. Yokluğu paylaştığı, derdini çok çeken, çok sevdiği karısının ölümü, derinden sarsmıştır Celâli’yi. Karısının tabutu musalla taşına konur, cenaze namazı kılınır, helallik alınır, Celâli seslenir Hoca’ya:
Hoca dur hele, sıra bende, karıma diyeceklerim var!
Hoca, başkası olsa tersleyecektir. Fakat bilir Celâli’yi, Sünür medreselerinde dini bilimler tahsil ettiğini bilir, bir gönül adamı olduğunu, Sümmani’nin ona “Aşkın Nehri” dediğini bilir, boynunu büker, “peki” der. Celâli “Ağıt” adlı şu şiiri doğaçlama olarak orada söyler:
Ev bark etmek için tenli mereği
Düzüp koşmak için tepir eleği
Şu kavdan yaptığın tecir tereği
Divan-ı Bâri’ye yadigar götür
*
Elinde ördüğün çöpür ağını
Kahan eylediğin kelem bağını
Şu kabal biçtiğin sap orağını
Al ulu Tanrı’ya bergüzar götür
*
Yetim gömleğini diken iğneyi
Her gün yal verdiğin topal ineği
Ayran topladığın şu ak küleği
Mahşer yığnağına sakla, sar götür
*
Üç god arpa, beş god çavdar ekerdik
Kesmik ekmeğine hasret çekerdik
Namertlere ağu, merde şekerdik
Sözünü tekrar et iftihar götür
*
Ele kısmet balsa bize pay taştı
Yokluktan derdimiz deryalar aştı
Açlıkla uğraşmak hayli savaştı
Çektiğin mihnetten ah ü zâr götür
*
Yetim kalmış idin emzik tavında
Gamınla kardeştin gençlik çağında
Bir gül yeşertmedin vuslat bağında
Gönül yaraların beraber götür
*
De ki Kadir Mevlâm bize ilişme
Dünyada sızıyan çıbanı deşme
Celâli Baba’dan sorma, söyleşme
Bu dertli çobandan selam var götür