N’OLUR BIÇAK, ÖLÜM ARACI OLMASIN!

ÇAKMAK taşının yontulup, yassı şekle dönüştürülmesiyle ortaya çıkan bıçak, 25 bin yıl önce, el aygıtı olarak kullanılmaya başlandı.
Sonraki yıllarda türlü biçimlerde üretilmesine başlanılan, çok daha keskin ağızlı olan bıçak, hayatın hiç şüphesiz vazgeçilmez bir aracı.
Yeryüzünde var oluşumuzdan bu yana, barınma, yiyecek temin etme ve örneğin avlanma gibi, temel ihtiyaçlarımızı karşılamak amacıyla kullandığımız bıçak, giderek “ölüm saçan” bir silah halini aldı.
Sahi elimizin altında tuttuğumuz, kaybında fellik fellik aradığımız bıçak, nasıl oldu da ölümcül bir alet olarak çıktı karşımıza!
O nasıl bir ruh halidir ki, “bıçak” dendiğinde ekmeğin dilimi değil de, kadın ve çocuk ölümleri, cinayetler, hayvan katliamları gelir oldu aklımıza.
Hemen hepimiz, bıçağı, “şiddetin olmazsa olmazı”, acizliğin, zafiyetin ve belki düşmanlığın sembolü olarak görüyor gibiyiz.
Evrenin düşünen, uygulayan, akıl ile süslenmiş yaratıkları olarak biz insanlar, bıçağı neden “sığınılacak bir ölümcül liman” olarak görmeye başladık?
Neden en küçük bir anlaşmazlık halinde, hemen elimiz kınına gizli bıçağa doğru gider oldu?
Çoğu genç insanın, kavga sırasında sırtından kılıç çeker gibi sıyırdığı “sallama” diye tanımlanan bıçakların varlığı nedendir acaba?
Can güvenliği için mi taşınır bıçak, yoksa kendini kanıtlamak, çevrede korkulan bir insan imajı yaratmak için mi bilinmez de…
Günümüz dünyasında “suç aleti” olarak bıçak, toplumsal bir acı gerçek olarak duruyor karşımızda.
Oysa biz insanlar, bıçağı ölümcül bir araç gibi değil de, yaşatan bir alet gibi görmemiz gerektiğini, tarihin derinliklerine bakarak da anlayabiliriz.
Bıçağın delici ve kesici özelliği değil, keskinliği yer etmeli zihinlerde.
TÜRKLÜĞÜN MİLLİ SANATI
Altaylar’ın coğrafyasında varlıkları milattan önce 7 binli yıllara uzanan Türkler’in, demiri işleyen serüvenlerini merak ettiniz mi hiç?
Atlı, savaşçı bir toplum olan biz Türkler, bıçağı harp sahasında başarılı olmak amacıyla, silah olarak kullanmışız genelde.
Ecdadımızın elinde bıçağın bir türevi olan kılıç, tekbir sesleri altında, vatan toprağını korumak ve büyütmek amacıyla kalktı havaya.
O süreçte kendimizi, kentimizi, namusumuzu korumak için sarıldık bıçağa, ok’a, kılıca, kalkana.
Öte zamanda bıçak, el sanatlarının vazgeçilmez bir aracı olarak durmuş karşımızda.
Çoğu usta için halen öyle değil mi?
Bıçak olmadan kasap, deriye şekil vermeye çalışan usta, lokantadaki aşçı ne yapabilir ki?
El sanatlarının vazgeçilmez aracı değil midir bıçak?
Dağlarda dolaşırken, odun yontmak, çıra parçalamak, kuru dalları koparmak amacıyla kavradığım bıçağın, bana çok şey sunduğunu görüyor olmanın hazzını duyarım hep.
KİMSENİN AĞZINI BİCAK AÇMIYOR
O bıçak…
Yani dağdayken odun yonttuğum, çıra parçaladığım, ekmek doğradığım bıçağın, çocukların zihninde başka türlü yer edinmesini sindiremiyorum içime.
Neden çoğu genç, belinde veya sırtında insanı ürküten büyüklükte kasap bıçağı, döner bıçağı bulundurma ihtiyacı hisseder?
Neden olaylar sonrası kimsenin ağzını bıçak açmaz!
Toplum olarak biz, bir suç aleti, bir ölüm makinesi olarak kullanılan bıçağa karşı ne tür önlemler alıyoruz?
Yasalarımızda hangi yaptırımlar var?
Hangi tür bıçaklar insanların üzerinde veya kullandıkları araçlarında bulundurulabilir?
Bunların bilinmesi, çoğu insan üzerinde caydırıcı bir etki mutlaka yapar.
Bıçağın bir suç aleti değil, yaşamı kolaylaştıran bir araç olduğunu beyinlere yerleştirmenin yollarından birisi de, gençleri doğaya salmaktır.
Çeşitli eğitimlerle şekle büründürülecek gençlerin, bıçağı rahatça kullanabilecekleri kocaman bir dünyanın içine özgürce bırakmak…
Onları, mükemmel görseller ortaya çıkarma adına harekete geçirecektir diye düşünüyorum.
Bıçak, bizim hemen her alanda kullandığımız bir alet.
Her alet gibi, bıçak da dikkatli kullanılmazsa, tehlikeli olabilir, hatta olabiliyor da.
Bu nedenle bıçağı amacı doğrultusunda, insanları öldürmek, yaralamak, korkutmak amacıyla değil, amacı doğrultusunda kullanmak gerek.
Bu bilinci insanlara, özellikle de gençlere aşlamanın yolu ise hiç şüphesiz eğitimden geçiyor.
Erzurum’da sosyal amaçlı kuruluşlar, örneğin gazeteciler cemiyetleri, bıçakla ilgili kampanyalar düzenleyebilir, gençleri örneğin “bıçağı bırak, kalemi tut” türü sloganlarla dostluğa, barışa, kardeşliğe davet edebilirler.
Televizyon programlarında kadınlara yönelik olarak bıçak ile ilgili bilgiler aktarılıp, kendileri bilinçlendirilebilir.
Son söz olarak duyorum ki;
İşleyen demir bilgilimiz olsun ki, bıçak hakkındaki düşüncelerimiz “şiddet pası” tutmasın!
Bıçağı bırak kalemi tut sloganıyla zaten yıllar yıllar önce Erzurum da Emniyet bir proje uygulamıştı. Bu tür palyatif uygulamalarla önlenecek bir durum değil bu. Topyekün bir refah ve değer toplumu olmaktan başka çaresi yok toplumsal şiddetin
Tebrikler
harika bir yazı eline sağlık
ayrıca çok sevindim gerçekten senin adına Allah yardımcın olsun.
Bıçağa hiç böyle bakmamıştım ve sayenizde tarihini araştıracağım sürekli elinizde olan bıçak hakkında hiç bi bilgim olmadığı için kendini sorguladım. Basarılarınız daim olsun Seda hanım
Etrafimda herkez sırtında o bicaktan taşıyor kavgalar ediyorlar size yardimci olabilirim onlari onlemeniz icin abla
Bu olaylar genelde mahallebasinda meydana geliyor oradaki gencleri bilgilendirebilirsiniz ve çok dua ederim size iyii aksamlar
Bir kampçı olarak sunları dile getirmeliyimki bıçak bizim organımız haline geldi artık herseye yararlı ve faydalı dediğiniz gibi kullanılması bilinmezse yaralara sebep olabiliyor .eğitim alınırsa önlenir.bıçak değil dil yarasıdır öldüren güzel kardeşim .
KADINA ŞIDDETE HAYIR Bir arkadasim erkek arkadasi tarafından bicakla yaralandi 20 gün yoğum bakimda kaldi ve hayata tutundu Bicaga guvenen arkasina saklanan insanlarin acilen egitilmesi sart gerci universte mezunuydu adam ama yapacak birsey yok erzurum arastirmada yatti arkadasim bu gibi onlemler almaniz sevindirici bicak en çok mutfağa yakışıyor ölüm aleti olmasi korkutuyor bizleri:(