KURULAN TUZAĞA NASIL DÜŞÜRÜLDÜM?

İNTERNET, hayatımızın vazgeçilmez bir parçası artık.
Neredeyse tamamımız oradayız.
Yaptığımız paylaşımlarla, monoton hayata(!) renk katmaya çalışıyoruz.
***
Cep telefonları sayesinde sanki de hepimiz fotoğrafçı olduk!
***
Günlük hayattan çekilen her kare…
Albümlerin arasından çıkarttığımız solmuş her bir fotoğraf…
Düğün, dernek videoları ve dahası…
***
Yani ne varsa hepsi orada, ya facebook’da, ya twetter’da!
***
Ben de sosyal medyayı yoğun biçimde kullananlardan birisiyim.
***
erzurumdanhaberler.com’u yayın hayatına sokmadan önce, face’yi bu amaçla kullanıyor, kimi zaman haber, çoğu zaman da Erzurum fotoğrafları paylaşıyor, dolayısıyla memleketin tanıtımına karınca, kararınca katkı yapmaya çalışıyordum.
***
erzurumdanhaberler.com ile birlikte, sosyal medyada bulunma süremiz neredeyse tavan yaptı.
Artık hep internetteyiz!
***
Trafik yoğunlaşınca, sağdan-soldan farklı bildirimler de gelmeye başladı.
***
Bundan hayli zaman önceydi.
***
Cep telefonumun zili çalmış…
Daha “alo” demeden, polis telsiz sesleri…
Ardından “Öztürk Bey’e ulaştık sayın savcım” konuşmaları ürpertmişti beni.
***
Kısa süren şaşkınlıktan sonra, dolandırıcıların oyunu ile karşı karşıya olduğumu anlamış, gereken cevabı vermiş, karşılığında okkalı bir küfür yiyerek savuşturmuştum tezgahı.
***
Gerek yaşadıklarımız, gerekse duyduklarımız bizi tecrübe sahibi ettiğinden, her davete ve çağrıya ister istemez mesafeli duruyoruz.
***
İşte böylesi bir davet, bu kez bilgisayar üzerinden geldi geçenlerde…
***
Ekranda aniden “bip bip” uyarı sesiyle ortaya çıkan yanardöner bir yazıyla, “bilgisayarınıza virüs bulaştı” uyarısı yapılıyor ve gösterdikleri linkten, sundukları virüs önleyici programı acilen indirmemizi istiyordu birileri.
***
Tam da panik anı!
***
Bir oyun gibi geldi bana bu uyarı.
***
Kimdi bu dost(!) görünümlü uyarıcılar, bilmiyordum.
***
Bu nedenle önerdikleri programı bilgisayarıma indirmedim.
***
Kaldı ki, bizim masaüstü yayıncılık yapmak amacıyla kullandığımız Macintosh bilgisayarlar, virüslere karşı donanımlı cihazlardı, böylesi bir programa ihtiyaç da yoktu açıkçası.
***
Vaay efendim, sen misin bizim programımızı indirmeyen!
***
Artık her an, her bir tıklayışta o teklif ekrana geliyor, resmen Çin işkencesi yapılıyordu.
***
Önlem almak, engellemek de pek mümkün değildi.
***
İnat etmiştim, ne pahasına olursa olsun o programı bilgisayarıma indirmeyecektim.
***
Artık alıştırmıştım kendimi.
***
Günde belki 50, belki 100 defa uyarı geliyor, gelen her uyarıyı reddediyordum.
***
Geçen akşam, yine o saçma tekliflerin bolluğu arasında sayfama, bu kez üzerinde fotoğrafımın bulunduğu bir çalışma gönderildi.
***
Güya ben, arkadaşlarıma bir bağlantı göndermişim.
Böyle diyordu gelen mesaj!
***
Oysa benim öyle bir çalışmam da, gönderimimim de yoktu.
***
Çalışma, bir virüs uygulamasıydı.
***
Bazı arkadaşlar sağolsunlar, face yönetimine, bize yardımcı olunsun, soruna çözüm bulunsun diye uyarı mesajları göndermişler.
***
Az sonra dönüş oldu.
***
Face yetkilileri, yaşadığım sorunu gidermem için, bilgisayarıma bir virüs önleme programı yüklememi öneriyorlardı.
***
O an “vay canına” diye haykırmak geldi içimden!
***
Vay canına!
***
Tezgah belli olmuştu.
***
Bi kere şu bir gerçek ki, ben dahil, tanıdığım insanların hiç biri, böyle bir virüsü hazırlayacak ve yayacak teknik altyapıya sahip değiliz.
***
Kim yapar bunu?
***
Elbet bilen biri.
***
İşte o “bilen birileri” gerçek yüzlerini göstermişti.
Bizden, filan programı bilgisayarımıza indirmemizi öneriyorlardı.
***
Böyle bir oyunla, bir tezgahla ve belki tehditle istedikleri her şeyi belli ki, yaptırıyorlardı.
***
O güçte ve çok daha büyük oldukları ortada.
***
Anlayacağınız direten ben, tercih noktasına itilmiştim.
Ya yayıncılığı bırakacaktım, ya da istedikleri programı bilgisayarıma indirecektim.
***
Maalesef o güç karşısında boyun büktüm ve daha önceden çok defa reddettiğim virüs önleme programını bilgisayarıma yüklemek mecburiyetinde kaldım.
***
Bu küçücük olaydan bir sonuç çıkartmak gerekirse eğer…
***
Sakın ola ki, kimse ülkenin özgürlüğünden, bağımsızlığından, insan haklarından falan bahsetmeye kalkmasın.
***
Eskiden prangalar mahkumların ayaklarına vurulur…
Kalın zincirler kollara, boyunlara dolanırmış.
***
Şimdi o prangaların, o kalın zincirlerin yerini internet almış durumda.
***
Şartelin kolunu ellerinde bulunduran emperyal güçler, diyorum ki mesela o kolu indirseler aşağı…
Yani kesseler interneti!
***
Bakın bakalım nereye varır hayat…
Ya da hayat diye bişey kalır mı ortada?