IRGATLIK ERZURUM İNSANININ KADERİ OLMAMALIDIR!

ERZURUMLULAR olarak ekmeği bölüşmeyi öteden beri çok faziletli bir iş olarak gördüğümüzü herkes bilir.
Yardımseverizdir.
Bir o kadar da merhametli.
Vatan sevgimiz ise tartışılmazdır.
Mütevazıyızdır, fazlada gözümüz yoktur.
Azla yetinir, “Allah devletime zeval vermesin” diye dua ederiz.
*
“Ekmek” konusunda da öyleyizdir…
Genelde “bir dilim” der, payımıza düşene şükrederiz.
*
Diyorum ki, acaba ekmeğimiz öyle sanıldığı kadar büyük olmadığı için mi sürekli “bir dilim” demiş, durmuşuz.
Yoksa kulağa hoş geldiği için mi, bilinmez!
*
Tabi ekmeğin ufak oluşu “gönlü geniş” insan erleri açısından “çok da dert olmamıştır!”
Çoğu zaman “merhamet” ağır basmış, komşunun “aç” kalmasına gönlü razı olmayan o güzel insanlar, sofralarındaki bir dilim ekmeği bile yeri geldiğinde ihtiyaç sahiplerine vermekten hiç geri durmamışlardır.
Hele de Ramazan’da!
*
Gelin görün ki, bu alicenap halimiz sürekli aleyhimize işlemiş, iyi niyetimiz, alçak gönüllülüğümüz, insan sevgimiz, vatan sevdamız bizi “elde bir” mertebesinden aşağıya hiç indirmemiş!
*
Bu yüzdendir ki, bir zamanlar bulunduğu coğrafyanın merkezi kenti konumunda olan Erzurum, giderek ilçeden dönme illerin bile gerisine düşmüş, eğitimde beklenen başarıyı bir türlü yakalayamamış, değil bir kurumu yönetmek, iki davarı bile gütme becerisinden yoksun, liyakatsiz insanların oyuncağı haline gelmiş, bunu acısını da sanatta, ticarette, ekonomide ve siyasette “küme düşerek, gerileyerek” yaşamıştır.
*
Bir zamanlar TBMM’de 8 milletvekili ile temsil edilen Erzurum’un vekil sayısı yıllar içinde 6’ya düşmüş, nüfus “büyükşehir sınırı”nın altına gerilemiş, çok sayıda değerli bilim insanı başka üniversitelere göçmüş, sermaye kaçmış, işsiz sayısı artmış, köyler, ilçeler boşalmış sonuçta “ırgatlık” kaderimiz halini almıştır.
*
Yetti artık!
*
Bundan böyle bana bile yetmeyen ekmeğimi artık bölüşmek istemiyorum.
Bundan böyle siyaseti maskeleyerek, önünden geçmeye cesaret edemeyecekleri kurumların tepesine kurulan “vasıfsız” insanlara katlanmak istemiyorum.
Bundan böyle memleketin sorun ve sıkıntılarına çare olmaktan uzak görüntü arz eden sivil toplum kuruluşlarının yöneticilerine tahammül etmek istemiyorum!
*
Ve bundan böyle hakkım olanı almak…
Erzurum’un eski parlak günlerine döndüğünü görmek…
Hepsinden önemlisi “ekmeğimi bölüşmek değil, büyütmek” istiyorum.
Çünkü ekmeği büyütmek demek, bölüşmeyi ve paylaşmayı çok daha kolay hale getirecektir.
*
14 Mayıs’a doğru dolu dizgin giderken, kişisel parolam bu olacak!
Bunun için kendime; yeri geldiğinde benimle birlikte ağlayacak, benimle birlikte gülecek, iyi günde kötü günde yanımda olacak, sırtıma binmeyecek, beni arka plâna itmeyecek, kimseye tepeden bakmayacak, yan yana birlikte el ele, kol kola yürüyebileceğim yol arkadaşları seçeceğim.
Tabi bulabilirsem!