ERZURUM’UN TÜRKMEN DÜNYASINDA AYRI BİR YERİ VAR

PALANDÖKEN Kültür Yolu Festivali’ne katılmak üzere yüzlerce kilometre öteden Erzurum’a gelen Türkmen yazar ve sanatçılar, Atatürk Üniversitesi ATATÖMER Amfisi’nde öğrenci ve akademisyenlerle bir araya geldi, sohbet etti Türk Dünyası’na ilişkin değerlendirmelerde bulundu, beklentilerini dile getirdiler.
Türk Ocağı Erzurum Şube Başkanı Av. Nizam Işık’ın davetiyle gerçekleşen buluşmada Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Kakasyalı’nın, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun unutulmaz “Malazgirt Marşı Şiiri”ni okuyarak yaptığı açış konuşması büyük beğeni topladı.
FESTİVAL İÇİN GELDİLER
Karadeli Göklen Müzik Grubu’ndan Abdurahım Muradi, Hudaýkulu Zerendi ve Recepmuhammet Samizade ile Dedekorkut Edebi Derneği Üyeleri Abdi Mahari, Hamide Etebari ve Seher Etebari’nin yanı sıra Horasan Türkmenler’inden Resul Abbaszade ve Türkmen Filoloğu Oğulmaya Samizade Saparova’nın katıldığı sohbete kitapları ülkemizde de yayınlanan Araştırmacı Yazar Maya Hatun konuşması ile renk kattı.
TÜRKÜLERİMİZ OYNAK DEĞİLDİR
Grup içerisinde yer alan müzisyenlerin yöresel ezgilerden örnekler sunduğu programda konuşan Maya Hatun ve “Bizim türkülerimiz ağırdır, oynanmaz, dans edilmez” diyerek önemli bir ayrıntıya vurgu yaptı ve şunları söyledi:
“- Türkmenistan doğumluyum. 25 yıldır İran’da yaşıyorum. Araştırmacı-yazarım. Türkiye’de iki kitabım yayınlandı. Hayma Ana’nın romanını yazdım. Biz Türkmen yazarlar, Ali Kafkasyalı hocamızın yazdıklarından fazlasıyla yararlanıyoruz, kendisine müteşekkiriz. Türkmen Sahra Bölgemiz Hazar Kıyısı’ndan başlıyor, Afgan sınırına kadar uzanıyor. Yaklaşık 750 kilometrelik bölgede Türkmenler yaşıyor. Türkmenler’in içinde Oğuz Boyları’ndan Kayılar’a kadar 24 boyun hepsi var. Biz Türkmen Bölgesi’nde kendimize özgü sanat dallarını, musikimizi devam ettiriyoruz. Ağır bir musikimiz var. Öyle herkes anlamaz. Bizim türkülerimizle oynanmaz, dans edilmez. Herkes oturur destan dinler.”
ERZURUM BİZİM İÇİN ÖNEMLİ
Dağarcıklarında 50’den fazla, Dedekorkut gibi, Köroğlu gibi destanların bulunduğunu, Erzurum ve Diyarbakır’ın yerinin kendileri açısından ayrı olduğunu, destanların bir bölümünde bu iki şehrin isminin geçtiğini hatırlatan Maya Hatun, “Bizde destanlar, daire şeklinde oturularak söylenir. Önce oturulacak alana saman serilir, üzeri keçe ile örtülür. Orta alanda ateşler yakılır, yemekler pişer ve çay hazırlanır. Halkaya girenlerden herhangi birisi kalkıp giderse, destana saygısızlık olarak kabul edilir. Bazen 7 gün süren destan programlarımız olur. Örneğin Köroğlu Destanı gibi. Köroğlu Destanı 5 cilt halinde yayınlandı. En büyük Köroğlu Destanı, Türkmenler’e aittir. Köroğlu Destanı’nda Köroğlu’nun ölümünden bahsedilmez. Çünkü, halk kahramanları bizim gözümüzde ölümsüzdür“ dedi. erzhaber