ERZURUM, İŞTE BU MANTIKLA KALKINIR!

HOCA (cami imamı) anlatıyor…
“İlçelerin birisinde görev yapıyordum. Tayinim kent merkezine çıktı, bir camide imam olarak görevlendirildim.
Görevlendirildiğim camide cemaat yok. En çok 4 kişi, onlar da hep aynı yüzler.
Öyle ki, yerleri bile belli. Kimse kimsenin yerinde namaz kılmıyor.
Karar verdim, mücadele edeceğim. Çünkü durumdan çok rahatsızım.
İlk işim, hemen arkamda saf tutan arkadaşın bilgisini ölçmek oldu.
Değil sorduğum sorulara doğru cevap vermek, fatihayı bile düzgün okuyamıyordu.
Üzüldüm, etkilendim, bundan böyle daha kenarda saf tutmasını öğütledim kendisine.
Caminin yakınında bir kahvehane var ve herkes orada oturuyor.
Kahveye gitmeye, masalara ilişmeye, kendimi tanıtıp, sohbet etmeye başladım.
Niyetim, mahalle sakinlerini camiye çekmek.
Hiç yılmadan her gün birileriyle konuşuyor, dertleşiyoruz.
Yavaş yavaş insanlar camiye gelmeye başladı.
Allah affetsin beni, belki kibirlendim…
Çünkü bir sabah namazı cemaati sayma ihtiyacı hissettim.
Tam 98 kişi sabah namazına gelmişti.
Mahallede camiye gelmeyen bir kişi kalmıştı.
O arkadaş da hiç namaz kılmıyormuş, ‘zaten hasta’ diyorlardı.
Evine ziyarete gittim. Tanıştık, sohbet ettik.
Zamanın birinde bir cami görevlisine sinirlenmiş o gün bugün camiye gitmez olmuş.
Kendisini camiye davet ettim.
Ziyaretim kendisini mutlu etmiş, duygulandırmıştı.
Ertesi sabah camiye gelenler gözlerine inanamıyordu.
Camiye gelmeme konusunda direnen o arkadaş, gömlek giymiş, kravat takmış. Takım elbisesiyle, sanki düğüne gidercesine camiye gelmişti.
Ne kadar mutlu olduğumu anlatamam.”
ÜNİVERSİTE LOKALİ YA DA ÖĞRETMENEVİ
Hocanın anlattıkları çok etkileyiciydi.
Aklıma nedense Atatürk Üniversitesi’nin lokali geldi.
Bir gün dost ziyaretine gitmiş de, tanıdık tam 14 profesörü pişpirik oynarken saymıştım.
Hocaların 14’ünü tanıyordum da ‘”profesör” diyorum. Tanımadıklarımla birlikte belki 20, 25 profesör oyun oynuyordu.
Aynı manzara öğretmenevinde de yaşanmıyor mu?
Okuldan çıkan öğretmen, soluğu öğretmenevinde alıyor, başlıyor kağıt, okey, tavla oynamaya.
Oyun oynamayanların da, ülkeyi kurtarma gayretkeşliklerine tanıklığım vardır.
Erzurum, özellikleri ve güzellikleri kadar, sorun ve sıkıntıları da fazla olan bir şehir.
Herkes “sahapsızlık”tan yakınıyor, umutsuz konuşuyor, ama hiç kimse o imamın yaptığını yapmıyor, yapmayı aklından bile geçirmiyor.
Hal böyle olunca da sorunlar yumağı giderek büyüyor.
SANIRIM ÇOK KORKMUŞLARDIR
Geçen gün Val Okay Memiş, il koordinasyon kurulu toplantısında daire müdürlerine yönelik eleştiri ve uyarılarda bulunmuş, adeta aba altından sopa göstermişti.
Ne de korkmuşlardır müdür beylerimiz!
Kimse, hele de Vali Bey kusura bakmasın, “alışmış, kudurmuştan beterdir” sözünü herkes bilir.
Eskiler, “insanın içinde olacak” derlerdi.
Öyle ya, işte size mahallenin tüm insanlarını camiye toplamayı başarmış bir imamın öyküsü.
İsteseydi, hiç aldırış bile etmezdi caminin boş oluşuna.
Ama duyduğu rahatsızlık, helal lokma kazanma düşüncesi ve Allah korkusu onu insanlarla birebir markaj yapmaya, onları iknaya itmiş.
İşte Erzurum ve hatta ülke bu mantıkla, bu inançla, bu gayretle, bu samimiyetle kalkınır…
Sıraladığım özellikler, Erzurum’da görev yapan çoğu bürokratta yok maalesef.
Bu nedenle değil tehdit etmek, yüzüne tükürsen umursamaz.
Çalışmayanı, kaçak güreşeni, bir şey üretmeyeni deşifre etmek, bir yöntemdir diye düşünüyorum.
Bilirim, o yöntem, iyi yöntemdir, işe yarar.