BİREYSELLİK VE ÇİFTLİKBANK

BİR önceki yazıda çiftlik bank ve mağdurlarını anlatmıştık.
Artık analiz zamanıdır, toparlayalım;
Çiftlikbank’a para kaptıranlar aptal, cahil falan değillerdi. Evini, arabasını satıp para yatırmışlardı.
Hak etmedikleri parayı almayı normal görüyorlardı.
Kimse kimseyi uyarmamış, kimse bunu medyaya yansıtmamış. Sayı arttıkça katilim da artmış. Bireysel özgüven sıfır!
Sürü ne yaparsa devam etmişler….
Bu para helal mi, haram mı sorgulamamışlar; haksız kazanç, kul hakkı hiç merak etmemişler, sadece daha fazla kazanmaya odaklanmışlar.
Göstermelik hayatlar, göstermelik değerlerle hiç şaşmadan, mütemadiyen aldatma ve aldanma var.
Gerçeği merak etmeyen ve aldırmayan insanlar dolandırılmaya, aldatılmaya itiraz etmiyorlar.
Peki neden ve nasıl kandırılıyoruz?
Nasıl oluyor da her defasında birileri insanları kitleler halinde kandırabiliyor?
İste şimdi bu yazının asıl yazılma amacına geldik.
Sülün Osman hikayesinde bireysel saflık ve aldatılma varken; zamanla toplumsal aldatılma sekline evirilmemiz mutlaka incelenmeli…
Bu konuda sosyoloji biliminin mutlaka söyleyecekleri olmalı…
İzninizle ben de düşüncelerimi arz edeyim:
Ortadirek diye tabir edilen kentli sınıf, yanlış politikalarla maddi gücünü kaybederken, kültürel değerleri ve manevi kimliği de zayıfladı
Gelen iktidarlar bu kaybı artırarak devam ettirdiler.
Çok hızlı ve altyapısız göç ile durum daha vahim bir hal aldı; eğitimi, kentlilik bilincini ve milli kimliği pekiştirecek hiçbir politika izlenmedi.
Halk yoksullaştıkça ve umudu yok oldukça, gerçeklerden kopma başgösterdi, komplo teorileri, dedikodular ve algı operasyonları gerçeklerin yerini aldı. Din postuna bürünen ideoloji, sorgusuz sualsiz kabulü getirdi.
Soygunlar ve tüm psiko-sosyolojik yapilanma medya eliyle yürütüldü. Kültürel strateji kurgulandı.
Artık gerisi kolaydı….
Sadece medyada gördüğüne, sadece söze inanan bir yapı…
Kültürel kimliğinden ve benliğinden kopmuş toplumlar kolaylıkla aldanır ve aldatır.
Kendine ait değerleri unutturulan toplumlar aldanır ve aldatır.
Bilimsel düşünceden ve onun temeli olan sorgulamadan uzak, çoğunluğa uyan, bireysel farklılıklarını ortaya koyamayan kişilerden meydana gelen toplumlar, ”birey” olamayan kişilerden oluşmuşlardır.
Yetişkin olmak bir eğitim işidir. Zanlar ve dedikodularla yetişkin olamazsınız.
Kimlik kişiliğin omurgasıdır. Kimliği olmayan insanın kişiliği de eksiktir.
Türk toplumu bireylerden oluşmak zorundadır!
NOKTA!!