BİHEY ŞEREFSİZ!

İŞİNİ iyi yapmalı insan…
Çok iyi hem de!
***
Yetmez işini iyi yapmak.
İnsan aynı zamanda “dürüst” de olmalı.
***
Yalana, riyaya, gösterişe kaçmadan ve de emanete ihanet etmeden hareket etmeli.
***
Ot gibi olmamalı mesela.
***
Esen rüzgarın kendisini iki büklüm etmesine, eğmesine asla izin vermemeli.
Dik durmalı, zorluklar karşısında eğilmemeli, küçük bir çıkar için yerlerde sürünmeleli, el, etek öpmemeli.
***
Vakar bir duruş sergilemeli insan.
***
Tıpkı bar tutan, mendil sallayan, “tey tey” diye nara atan Dadaş gibi…
***
Gözler çakmak çakmak olmalı, yürek, körük misali bir inip, bir kalkmalı.
Öyle tutuşturmalı ki; ateşe, kor’a çevirmeli sevdayı!
***
Ve o ateşle yanmalı insan…
***
Yunus misali.
Dost’u için sadece…
“Bana Sen’i gerek Sen’i” diye inleyerek, cayır cayır hem de!
***
Aynı zamanda yakmalı insan…
***
Kini, nefreti, haseti, düşmanlığı ve eğer yapabiliyorsa nefsini.
Öyle yakmalı ki, yok olmalı, yokluk içinde bulmalı kendisini.
***
Biliyorum ki, zor bunlar.
Yapmak için yürek gerek, yapmak için sevmek gerek, yapmak için kişi gerek, kişilik gerek.
***
Biliyorsunuzdur mutlaka…
Yine de hatırlamanıza yardımcı olayım istiyorum!
***
Biyolojik bir olgu değildir kişilik, “adam olmakla doğru orantılıdır!”
***
Adam’sanız, aynı zamanda saygın bir kişisinizdir demektir.
***
Ama adamlık yoksa serde…
Kişi olmak, bedavaya gelir size.
***
Musallaya koyduklarında sizi, “erkişi niyetine” diye bağırırlar ardınızdan, meraklanmayın!
***
Bir an öyle de zannedersiniz kendinizi.
Er kişiliği bulmuş da, üstünüze yakıştırmışsınız gibi.
***
Ama değilsinizdir, çünkü en iyi siz biliyorsunuzdur kendinizi.
***
Onur, sadece bir tanıdığınızın ismiydi, Şeref de öyle.
Oysa ilkenizdi onursuzluk, ilkenizdi şerefsizlik.
***
Hayattayken zibil’den farksızdınız.
Yine öylesiniz, hiç tasalanmayın!
***
Siz sadece haysiyet tellalıydınız, o kadar.
***
Dedim ya, en iyi siz biliyorsunuz kendinizi!
Ne verdiğiniz sözlerin bir hükmü vardı, ne altına imza attığınız yazıların.
***
Aslında hükümsüz olan söyledikleriniz, yazdıklarınız, yaptıklarınız değil…
“Hükümsüz olan sizdiniz”, biz şimdi farkına varıyoruz.
***
Hatırlayın…
Kayıp evrakların ilanı bir zamanlar mecburiydi.
***
Nasıl yayınlanıyordu ilanlar?
Gazetelerde, küçük bir kutu içinde, tek satır.
***
Zayi: “Hüviyetimi kaybettim, hükümsüzdür!”
***
Tabi soramadan duramıyor insan.
***
Hüviyetini kaybedersen, gider yenisini çıkartırsın.
Ehliyetini veya diğer kimlik kartlarını yine öyle.
***
Ama ya kişiliğini kaybetmişsen, yerine ikâme edecek neyi bulursun, bihey şerefsiz…
Olmayan şerefini mi!