BAŞKA ERZURUM YOK!

GEÇTİĞİMİZ hafta bir iki günlüğüne Trabzon’a gitmiştim…
Son olarak Trabzon’a ne zaman yolum düşmüştü, tam hatırlamıyorum.
Geçen süre zarfında yaşanan inanılmaz değişim ve değişiklikler beni şaşırtmaya fazlasıyla yetti.
Zigana’dan aşağı inerken, yollarda ardı ardına sıralanan, birilerine para kazandırmak amacıyla yapıldığı her hallerinden belli olan, bence gereksiz tüneller, ormanların arasından yükselen beton yığınları, keyfiyetin hakim olduğu renkli binalar dikkatimi çekmiş, şehiriçindeki yoğunluk ve keşmekeşlik gözümü korkutmaya yetmiş, içimi bir pişmanlık kaplamış ve Erzurum’a hemen dönmek istemiştim.
*
Üzülerek söylemeliyim ki, görmeyeli çok da zaman geçmemiş olmasına rağmen, Karadeniz’in incisi, o güzelim “Hamsi Şehri” gitmiş, yerine kalabalıkların oradan oraya koşturduğu, trafiğin insana “illallah” dedirttiği, bina bina üstüne binmiş, keşmekeşliğin tavan yaptığı bir ruhsuz “betonşehir” gelmişti.
İçimin sıkıldığını hissettim ve bir an önce; bir zamanlar bulunmaktan, dolaşmaktan, havasını koklamaktan keyif duyduğum o şehirden kaçmak istedim, istemekle kalmadım Erzurum’a da her zamankinden çok daha fazla, inançla, itikatla sahip çıkmamız ve dört elle sarılmamız gerektiğine iman ettim.
*
Trabzon, yeşilin hakim olduğu bir “tabiat” harikası yerdi, şimdi maalesef binadan, beton yığınlarından geçilmiyor. Biz ise “tarih” şehriyiz ve biz de Trabzon misali aynı yolun yolcusu gibiyiz.
*
Hemen her mahallesinde bir eski yapı, cami, medrese, çeşme, han, hamam ve sur kalıntısına rahatlıkla rastlanılan, kendine özgü fotoğrafı ile belleklere kazınmış Erzurum’da; son yıllarda gördüğümüz, tanık olduğumuz bazı uygulamalar…
Örneğin mühendislik fakültelerinin, bilim insanlarının “çok kolay” şekilde verdiklerine inandığım “depreme dayanıklı değil” raporları ile “mim”lenen, dolayısıyla arsaları “ağız sulandıran” kamu binaları…
Kaderine terk edilen, belki bilinçli şekilde sahip çıkılmayan, sonuçta viraneye dönen ve ortadan kaldırılması kaçınılmaz hale gelen, getirilen konutlar, lojmanlar…
Tarihi yapıların, özellikle de türbelerin hiçe sayılarak; kenarında, köşesinde yer aldıkları bahçelerin, parkların iskana açılması, birilerine peşkeş çekilmesi, şehrin alışık olduğumuz dokusunun, şekil ve şemalının giderek bozulduğunu, bozulmak istendiğini hepimize fazlasıyla hissettiriyor.
*
Başta Büyükşehir Belediyesi olmak üzere ilçe belediyelerinin uyguladığı ranta dayalı imar planlarıyla dokusu bozulan, görüntüsü giderek değişen, kadim mahalle kültürünün yerle bir edildiği, edilmek istendiği Erzurum’da, “depreme dayanıklı değil” raporlarını verenlerin, aynı beceri ve maharetle o binaların nasıl kurtarılması ve dayanıklı hale getirilmesi gerektiğini de anlatmaları, yol göstermeleri gerekir diye düşünüyorum.
*
“Efendim, bizden öyle bir çalışma yapmamız talep edilmiyor!” diyenler çıkabilir, bu tür mazeretleri ileri sürenler haklı da olabilirler.
*
Acaba inşaat mühendisliği ya da mimarlık fakültelerinde; şehrin yapısı, imarı, bina kalitesi ve deprem konularında hiç mi bilimsel çalışma yapılmıyor?
Bilim insanlarımız, bu şehrin havasını teneffüs eden bilim insanlarımız, şehrin giderek bozulan dokusuna, zarar gören kimliğine yönelik, uyarıcı, yol gösterici mahiyette bir açıklama da mı yapamaz, basın bildirisi de mi yayınlayamazlar?
“Ey ahali” deyip ses yükseltmek, uyarmak, yol göstermek çok mu zor, yoksa şehri dert edinmek kimsenin işine ya da aklına mı gelmiyor!
*
Erzurum’un kaderini, geleceğini, fiziki yapısını yakından ilgilendiren konularda kararları alan, altına imza atanların çok iyi düşünmeleri, vicdan sızlatacak, iç acıtacak adımları atmaktan kaçınmaları gerekir.
Görüyoruz ki, herkes gidiyor; kimi mezara, kimi başka diyarlara…
Şehrin kaderine hükmeden, küçük dağları kendilerinin yarattığına inandırılan dünün kudretli siyasetçilerinden, bürokratlarından, yöneticilerinden hangisi bugün burada, aramızda?
Yarınlarda da bugünlerin yöneticileri olmayacak. Ama biz bu şehirde yaşamaya devam edeceğiz.
*
Bu nedenle yönetim kademesinde olanların bizim yerimize düşünme, bizim yerimize karar alma ve uygulama keyfiyetini bir kenara bırakarak, daha akılcı ve “insaflı” kararlarla Erzurum’u layık olduğu yüksek mertebelere ulaştırmaları şarttır…
Ve hatta bu, Allah’ın emri gibi bir şeydir.
*
Tarih, kültür ve medeniyet şehri olarak tanımlanan Erzurum’un ne pahasına olursa olsun, sadece fiziki yapısıyla değil, insanıyla, kültürüyle korunması ve kollanması gerekiyor; çünkü başka bir Erzurum daha yok.
Bu nedenle, bir yere kazma vurmak ve müdahale etmek isteyenlerin 40 kere düşünüp, bir defa adım atmaları gerekir.
Yoksa hatadan geri dönüş mümkün olmuyor.
Tıpkı Tortum Şelalesi gerçeğinde olduğu gibi!